sanattan mukaddem pazarlama

Neymiş efendim, muzu bantlamışlar da böyle sanat mı olurmuş ?

‘120bin dolar veren de enayi zaten parayı kolay kazandığı için böyle saçıyor’ diyenler olsun tabi her köşebaşına şart bilirkişilik taslayan birer bihaber.

Art marketing diye öylesine şişirdiler ki sektörü, nice akademik tezin yıllarca felaket haberciliği yapan mazoşist davranışını haklı çıkarıyor nihayet.

Nasıl ki sinema eleştirmenlerimiz başarı endeksini gişe hasılatını baz alarak belirliyor ise,

nasıl ki müzik diye maruz kaldığımız pop ya da rap içerikler izlenme sayısına göre değerli sayılıyor ise

çağdaş sanatın yöresinden geçemeyecek metalar dünya kamuoyunda haftalarca çalkalanabiliyor.

Kimse zannetmesin ki zamanında enstalasyon diye sanat galerisine çişini yapan veya süpermarketten satın aldığı Brillo kutularını minicik bir dekorasyon ile esere dönüştüren ikon arkadaşlar bizlerle dalga geçiyor. Her çağın ve türün bugüne kendince izleri kalmışsa, tarihe bu izleri bırakanlar bizzat bu modernist tavırlardır. Şahsen destek veriyor veya karşı çıkıyor olmam pek de önem arz etmiyor süreçlerin incelenmesinde.

2000′ li yıllarda birçoğumuz boş tuvale milyon lira ödeyen Ülker grubunu ahmaklık çerçevesinde seyretmiş olsak da belki bu tutar holdingin herhangi birkaç saatlik harcamasına eşdeğerdi. Demem o ki milyar dolar hacmi olan bir kudret basit bir bisküvi ürününe harcadığı reklam gideri kadar meblağ ile onca yıldır zikredilmeye devam ediyor.

Mesela muzu bantlayanın parladığı kadar yiyen de prim yaptı hatta satın alan çift çok daha fazla konuşuldu. Oysa altı üstü İstanbul’da vasat bir daire alabileceğiniz bir para ile tüm dünyada yankı uyandırıyor, tüm ajanslara isminizi duyuruyorsunuz.

Hazır sağa sola sataşmaya başlamışken ülkemizdeki bilhassa (düşük standarttaki) komedyenlerin sanatsever izlenimi verip net bir yatırım aracı olarak pahalı tabloları koleksiyonlarına katma yarışını endişesiz takip ediyorum. Astronomik kazançların kokusuna düşkün sanat danışmanlarınca yüksek karlılıkla piyasadan habersiz süper ünlü arkadaşlara eserler yapıştırılırken muhteviyat için en son bakılacak unsur oluyor estetik. Böyle bir aymazlık da güçlü fakat bilinçsiz, ünlü fakat etkisiz zavallı arkadaşların omuzlarında yükseliyor.

Mesela geçtiğimiz saatlerde Meksika’da Zona Maco sanat fuarında hem de bir eleştirmen tarafından yanlışlıkla parçalandığı iddia edilen bir eser 20bin dolar imiş.

Bir cümlede hem ülkenin hem fuarın hem eleştirmenin hem de eser sahibinin reklamı yapılmış oluyor ki Allah makbul eylesin…

Klasik reklamcılığın demode olduğunu bilmekle beraber event marketing, flashmob, gerilla marketing gibi onca pazarlama metodolojisinin birer kara bulut gibi üzerimizde dolaştığını hatırlatarak saygılarımı sunuyorum…

 

Her pazarlama süreci muhakkak ilerleme sağlamıştır, sanata olmasa bile pazara-pazarcıya !

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir